sosyomat.com

  1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

devrimci yol

 (devamı)

bu topluluğa katıl

(üyelik yönetici onayı ile)

Tarihimizden kesitler...

  1. mini
  2. mini
  3. mini
  4. mini
  5. mini
  6. mini
  7. mini
  8. mini
  9. mini

zaman yolcusu   07 Ağustos 2011 18:14  

1 mayıs 2010 / taksim

kadinin nicki yok   03 Mayıs 2010 10:49  

DEVRİMCİ YOL DAVASI BİR KEZ DAHA YARGITAY’DA

Yaklaşık 30 yıldır süren ana Devrimci Yol davası Yargıtay 11.Ceza Dairesinde 9 Temmuz 2009 saat:13.30’da görüşülecek.

İddianamesi 1982 yılı Şubat ayında açıklanan, 18 Ekim 1982 tarihinde Ankara 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde 574 sanıklı olarak başlayıp daha sonra düzenlenen ek iddianemelerle sanık sayısının 723’ e yükseldiği Ana Devrimci Yol davası 19 Temmuz 1989 tarihinde sıkıyönetim mahkemesince karara bağlandı ve sanıklardan 7’sine idam, 39’una ömür boyu hapis cezası verildi. 27 Aralık 1995 tarihinde Yargıtay 11. Ceza Dairesi, sanıklardan 23’ü hakkında verilen cezayı az bularak ölüm cezası verilmesi doğrultusunda karar verdi.

haydaaaaaaaa   27 Haziran 2009 21:26  

sevdatremisu   21 Ocak 2009 20:43  

Yunanistan'da polis 16 yaşındaki genci katletti !

6 Aralık Cumartesi akşamı, Atina’nın merkezindeki Eksarhia meydanında polis 16 yaşındaki bir anarşisti göğsünden vurarak öldürdü!

16′sında bir gençten, onun avucunda sımsıkı tuttuğu o taştan korkanlar, bellerindeki silahın dahi kendilerini koruyamayacağını geç de olsa anlayacaklar.

Atina alev alev. Sokaklarda siyah ve kırmızı bayraklar geziyor. Barikatlar içindeki kentte , alevler sönmüyor, bir çok araç ters çevrilip yakılıyor.

İster istemez kendi ülkemizle bir karşılaştırma yapıyoruz, memleketimizde neredeyse her ay siyasi bir cinayet nedeniyle genç arkadaşlarımızı kaybediyoruz. Sokakta, işkencede, polis kurşunuyla yada bıçakla ..

Aynı denizin kıyısında iki ayrı dünyayız belki ama alex’le aynı suda yıkanıyor oluşumuzu da biliyoruz. Onbeşinde ve ölüyüz.

Çocuklardan ve onların ellerinde kavradığı kaya parçalarından korkanlar, kendi resmi mermilerinin meşruiyetine inananlar; “yaramaz çocukların” tüm şehri alevler içinde bıraktığını gördüklerinde ortamı yumuşatmak ve uzlaşmak için yalandan barış ıslığı çalmaya başlıyorlar..

Mavi ve beyaz bayrak dolaşmıyor atina’da şu an, bayraklar kızıl siyah !

action directe    13 Aralık 2008 01:15  

eee nerde kalmıştık?

o kiz simdi buyudu   13 Ekim 2008 13:50  

Devrimci Gençlik dergisinin web sitesi Devrimcigenclik.Org, Türkiye gençlik mücadelesinin tarihine ve bugününe ışık tutan bir hazineyi internet ortamında paylaşıma sunuyor. İlk sayısı Kasım 1975’te yayımlanan “Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı DEVRİMCİ GENÇLİK” dergisinden başlayarak günümüze değin çıkan bütün Devrimci Gençlik dergilerine Devrimcigenclik.org sitesinden ulaşmak mümkün.

Yaklaşık 4 yıldır internet ortamında da yayınına devam eden Devrimcigenclik.org, içerik olarak ve görsel olarak yenilendi. Gençlik mücadelesi başta olmak üzere güncel gelişmeler hakkında aktüel değerlendirmeler, haberler, dünyadan gençlik mücadelesine dair çeviriler, araştırma-inceleme yazıları ile sadece gençliğin ideolojik-politik beslenme kaynağı olmasının ötesinde toplumsal muhalefete hitap eden bir içeriğe sahip.

68 öncesinden başlayarak günümüzde değin devrimci gençlik mücadelesinin ve toplumsal muhalefetin afiş ve fotoğraflarından oluşan galerisi, dergi arşivi, kitaplığı ve diğer arşiv konularıyla birlikte Devrimcigenclik.org gençlik için tam bir kaynak site niteliğinde. Devrimcigenclik.Org sitesinin bir talebi de tarihten bugüne gençlik mücadelesi ile ilgili her türlü bilgi-belge-yayın-fotoğraf ve video görüntülerinin kendilerine ulaştırılması. Elinde bu tür kaynakları olanların bunları Devrimci Gençlik’e ulaştırması halinde bu kaynakların da siteden paylaşılacağı belirtiliyor.

www.devrimcigenclik.org

action directe    07 Ekim 2008 12:23  

Ankara'da 12 Eylül eylemine silahlı saldırı

Darbe Karşıtı Platform’un 12 Eylül Darbesi’nin yıldönümünde gerçekleştirdiği eylemin ardından dağılan kitleye sivil giyimli kişilerce ateş açıldı.

12 Eylül protestoları çerçevesinde saat 12.30’da Yüksel Caddesi'nden başlayıp Amerikan Büyükelçiliği'ne gerçekleştirilen yürüyüşün ve yapılan basın açıklamasının ardından dağılan kitleye biri sakallı ikisi genç 3 kişi tarafından ateş açıldı.

Başından beri eylem yapan kitlenin içinde yer aldığı öğrenilen ve defalarca olay yerindeki emniyet güçlerine “bu kişiler sizin arkadaşlarınız mı” diye sorulmasına rağmen emniyetin hayır yanıtı vermesi üzerine silahlı olduğu görülen şüpheli kişilere kim oldukları soruldu. Bu kişilerin silah çekerek kitleye saldırması üzerine arbede çıktı. Saldırganlardan biri kitle üzerine 5-6 el ateş etti. Ateş açan saldırgan kitle tarafından yakalanarak etkisiz hale getirilirken diğer ikisinin kaçtığı öğrenildi. Fotoğraflarda görüldüğü üzere kitle üzerine ateş etmek isteyen şahıs protestoya katılan bir vatandaş tarafından eli tutularak engellendi.

Olayın ardından Emniyet güçleri beyanlarında şahısların terörle mücadele ekiplerine bağlı polisler olduğunu ifade ettiler.

Yaşanan gerginlikte bir halkevci gözaltına alındı. Darp edilerek yaralandığı öğrenilen Zafer Algül adlı halkevcinin Hacettepe Acil Servisi’nde tedavi altında olduğu öğrenildi.

Gerçekleştirilen saldırıya ilişkin bugün saat 18.00’de bütün emek ve demokrasi güçleri Yüksel Caddesi’nde toplanarak bir basın açıklaması yaptı.

action directe    13 Eylül 2008 10:40  

ALİ BAŞPINAR'A

DEVRİMCİ YOL’UMUZUN İŞARET FİŞEKLERİNDENDİ
IŞIĞI KENDİNDEN MENKUL
OLANLARDAN DEĞİLDİ
BİR HALKIN ZAFERİ İÇİN
“KURTULUŞA KADAR SAVAŞ!” ŞİARIYLA ÇIKMIŞTI YOLA
FIRTINALARDA EĞİLMEDİ
SAVRULMADI EN ZOR ANLARDA ÖTEKİLER GİBİ
FAŞİZMİN ZİNDANLARINDA BİLE
GÜNEŞE DÖNÜKTÜ YÜZÜ
BİR KARDELEN GÜZELLİĞİNDE
ÖYLE YAŞADI VE ÖYLE ÖLDÜ…

ANISINI DEVRİMCİ YOL’UMUZDA YAŞATACAĞIZ!

Emperyalizme ve Faşizme Karşı ÖZGÜRLÜK Dergisi Adına
Mehmet Ali YAZICI

mavialbatros   05 Eylül 2008 17:26  

Savaşlarla, cinayetler, tecavüzlerle bezenmiş bir yolu yürüyoruz insanlık olarak.. En mutlumuz gözlerini hiç açmayan.. Kulaklarımızda hep günahsız ölenlerin çığlıkları.. Yoruldum her cinayete ortak olmaktan.. Siz bakmasanız da olur.. Ben kaldırıyorum başımı..

credo quia absurdum   05 Eylül 2008 07:38  

ali abiyi tanıyordum. aynı davadan bende 8 yıl yattım. başımız sağolsun. cenaze törenine katılacağım.
önemli bir uyarı da,sevdatremisu rumuzlu arkadaş, birine ileti attıktan sonra gelecek yanıta açık olursanız iyi olur.

mavialbatros   02 Eylül 2008 15:21  

acemi egitimi   02 Eylül 2008 14:02  

Nefretle bakıyorum size!
Nefretle... Siz;insanları yaktınız,
kitapları yaktınız,
hücrelere kapattınız,
elektirikler çarptınız!
Sizki Deniz'i asarken bile,
İKİ İLMEK ATIP İPE,
50 DAKİKA İPTE DİRİ DİRİ SALLANDIRDINIZ!...
bilmiyorsunuzki onlar şerefiyle bir kere öldü.
fakat sizler şerefsizliğinizle hergün öleceksiniz!

gokCHEm   14 Temmuz 2008 22:59  

Kendi ayakkabılarını üretiyorlar, kendi üniversiteleri var, değerlerine olan bağlılıkları ve inançları, yaşadıkları korkunç sefaleti gölgede bırakıyor. Meksika’nın Chiapas eyaletinde özgürlük mücadelesi veren ve sabırla maskelerinden kurtulacakları günü bekleyen yerli halk yani Zapatistalarla 75 gün geçiren fotoğrafçı Sami Kızıltan fotoğraflarını 19 Temmuz’a kadar Karşı Sanat’ta sergiliyor...

DENİZ ÜLKÜTEKİN

Sami Kızıltan “Kâr amacı gütmedim, sanatsal bir çalışma olduğunu da söyleyemem” diyor “EZLN Kamplarında 75 Gün” isimli sergisi hakkında. Sergi, çocukların duvarlara yaptığı resimlerden, Chiapas’taki hayatı gözler önüne seren karelere kadar, uzak olduğumuz, kimine hayal gelen kocaman bir gerçeği anlatıyor. Kızıltan, Chiapas’taki 75 gününü aktarırken Türk solu içinde verdiği mücadele sırasında tanıklık ettiklerine de göndermeler yaptı.

- Zapatislarla geçirdiğiniz dönemden önce muhalif bir grupla ilgili çalışma yapmış mıydınız?

1970’lerden beri Türkiye’de devrimci hareketin içindeyim. 1972’de gözaltına alındım. 1980 Ekimi’nde yakalandım ve uzun süre işkence gördüm. İki sefer “öldü” diye bırakıldığım morgdan alındım. İşkenceyle oluşan rahatsızlıklarımın Türkiye’de tedavisi olanaksızdı. Ayrıca dönemin Adli Tıp Başkanı Ayhan Songar’ın kıskacından geçtik, dünya üzerinde yasaklanan ilaçları bizler üzerinde denemeye kalktılar. 1985’te Fransa’ya gittim ve uzun süre tedavi gördüm. Fransa’da da dünyadaki devrimci hareketleri sürekli izledim. Zapatist hareket çok ilgimi çekti. Kumandan Marcos kimine göre çok pasifistti, ancak beni çeken tek başına, yazılanlar olmadı. Olayı yerinde görmek için Chiapas’taki komiteyle irtibata geçerek 7 Şubat 2007’de Meksika’ya gittim. Köy köy dolaşarak, çocuklara resim dersleri verdim, dünyadaki diğer devrimci hareketle ilgili filmleri gösterdim. Bu insanlar sizi tanıdıklarında yüzlerindeki maskeyi çıkarıyorlar.

- İnsanların yüzlerinde nasıl maskeler vardı?

Onlarda bizdeki illegalite anlayışına uygun bir maske yok. Kamplardakilerin maskelerini kesinlikle çıkartamazsınız. Maske takmalarının nedeni 500 yıl önce İspanyolları misafirperverce karşılamalarına karşın, sömürgecilikle karşı karşıya kalmaları. Bundan utanç duyuyorlar. Sokakta gördüğünüz bir ayakkabı boyacısı veya bindiğiniz taksinin şoförü aynı zamanda dağdaki gerilla. Kuzey Meksika’daki beş bölge ellerinde, “Biz savaş değil özgürlük istiyoruz” diyorlar. Paramiliter güçler sürekli saldırıyorlar. Yoksulluk diz boyu, günde iki kez yağsız fasulye ve haftada bir yağsız pirinç pilavı yiyorlar, ama onurlarını satmıyorlar ve “özgür olmadıkça bu maskeyi çıkartmayacağız” diyorlar. Geçmişte silahlı bir örgütün içindeydim. Artık silahım fotoğraf makinem. Chiapas’taki insanların yaşadıklarını da karelerle anlatmaya çalıştım.

- Chiapas’taki ilk izlenimlerinizden etkilendiniz mi. Yoksa “Buradan bir şey çıkmaz” mı dediniz?

Görsel anlamda tabii ki etkilendim. Çünkü o insanlarda sıcaklığı gördüm. 12 yaşında bir çocuğa hediyeler götürdüğünüzde, bütün köy halkı oraya toplanır. Herkesin elinde defterler vardır. Çocuğun söyledikleri o defterlere yazılır. Bizim solumuzda ise apoletler ve komiteler vardır, piramit şekli bir örgütlenmedir ve alttaki tuğlayı söktüğünüzde yukarıdan aşağıya boşalır. Bizim kuşağın hâlâ sık sık yaptığı hata, gençleri dinlemeyi bilmememiz. Konuşurken “biz böyle yapıyorduk” diyoruz. Hayır, biz bir şey yapamadık. Yapmış olsaydık bugüne bir şeyler kalırdı. 80 öncesi varoşlarda örgütlenen bizler şimdi o mahallelere giremiyoruz. İstanbul’da sol sadece iki yerde var, Beyoğlu meyhanelerinde ve Kadıköy’de.

- Komiteye başvurarak Chiapas’a gittiniz, gitmeden sizin hakkınızda bir şeyler biliyorlardı. Yine de iletişim kurmakta sıkıntı çektiğiniz oldu mu?

Kesinlikle bir sıkıntı yaşamadım. Ancak, EZLN’nin yanında bir de silahlı cephe hareketi FZLN var. Bunlara ulaşmak mümkün değil. Diğer kamplar için bir saatte de izin alabilirsiniz, bir ayda da. Bıraktığınız intibaya göre hiç de alamayabilirsiniz. Ne kadar yardım etmek istesek de biz beyazız. “Bizi kendimizle baş başa bırakın” diyorlar. Fotoğraf konusunda tek talepleri ise çektiklerimi kendilerine de yollamamdı.

- Avrupalıların desteği onlara samimi geliyor mu?

Pek samimi gelmiyor tabii ki. “Biz çamurda dolaşırken topuklu ayakkabılar getiriyorsunuz, önce bizi tanımaya çalışın, biz topuklu ayakkabı değil çocuklarımıza defter, kalem, bilgisayar istiyoruz” gibi bir yaklaşımları var.

- Zapatistalar ile daha önceki devrimci hareketler arasında ne gibi farklar gördünüz?

Şunu fark ettim, Avrupalılar için hem Marcos hem de gerilla hareketi, ulaşılmaz bir mit gibi. Türkiye gibi klasik faşizmin yaşandığı bir ülkeden geldiğiniz zaman insanların belinde silah taşıması o kadar garip gelmiyor. Avrupalılar “sağa sola dikkat et”, “takside Fransızca konuşmayalım” gibi tedirginlikler yaşıyor.

- Meksika’nın geri kalanında Zapatistalar’a bakış nasıl?

Halk büyük ölçüde destekliyor. EZLN’de iki bayrak var, bir kendi bayrakları, bir de Meksika bayrağı. Önce şaşırmıştım. Türkiye’deki devrimci hareketler Türk bayrağı taşımazlar. Zapatistalar “Bu bayrakta dedelerimizin kanı vardır, biz bu bayrağa da sahip çıkarız” diyor, Meksika hükümetiyle de çatışıyorlar. Çünkü kendi bayraklarına hükümetin sahip çıktığını düşünüyorlar.

CUMHURİYET PAZAR DERGİ / 6 TEMMUZ 2008

Kadim yollar, yolculuklar ve asi yolcular nerelidir?
Sezai Sarıoğlu

“yolculuklar başlamaz yürek çağırmasa/ akıl yorulabilir, yılabilir, ama yüreğin sırtı gelmez yere.” (Nâzım Hikmet)

“Tarihe bak anlarsın”, cümlesinden el alarak, “Fotoğraflara bak anlarsın” diye başlamak gerek. Yine de tarih öyle ayağa kalkıp görülebilecek bir şey de değildir. Tarihe bakmak ve anlamak için bakma ve görme biçimleri gereklidir. Belki de bu nedenle, Edip Cansever, “Göz değil kırmızının bilimi” dizelerini dünyaya armağan etmişti.

Gez(mek), göz(lemek), görmek ve fotoğraf çekmek, bir bakıma tarihe ve insana yeniden kayıtlanmaktır. Fotoğrafları çeken özne, tarihe ve coğrafyaya, dünyaya kayıtlı olduğu oranda, gezdikleri, gördükleri, fotoğrafını çektikleri ve dünya da ona kayıtlıdır. Fotoğraflarla tarihe kayıt düşmek, tanıklığın ve görsel bilgiyi dünyanın başka yerlerine taşımanın ötesinde müjdeli ve kıymetlidir. Fotoğraflar, dünyayı yorumlamaya ve değiştirmeye dâhilse, yirmi dört ayar tarih kıymetindeki bu çalışmalar sahiciliğini yitirmiş, birbirinden koparılmış dünyada, yeniden sahicileşmenin ve yeniden dünyalı olarak çoğalmanın delilidir.

Doğu bilgelerinden Cüneyd Bağdadi’nin, “Aramakla bulunmaz ama bulanlar yalnız arayanlardır” cümlesi de geçsin tarihin zaptına. Çünkü Sami Kızıltan’ın işidüşü aramak, bulmak, yeniden kaybolmak, yeniden bulmaktır. Aklına Latin Amerika estiğinde, yeni bir keyif ve keşif için düşbaşı yapan Sami Kızıltan, Cemal Süreya’nın “Yol bir kafiye arar ve bulur/ Dönemeçlerin benzerliğinde” dizelerinden el alarak, kıtalar arasında düzayak ve düşayak yolculuklar yapar ve delillerini ayağımıza getirir…

Bu fotoğraflarda cevaplar kadar sorular, sorular kadar cevaplar gizliyse, göz ve gönül gözüyle bakmak yetmez. Fotoğrafın içindeki hikâyeye sızmak ve insanla temas etmek de gerekir. Bu fotoğrafların her biri, yerel görüntüyü evrensele, evrensel görüntüyü yerele taşımanın böylece dünyalı birer enternasyonalist imgesi oluşturmanın delilleriyse, en yakışıklımız, en düşbazımız Che Guvera’nın, “Dayanışma halkların inceliğidir” cümlesini aklımızda tutarak bakıp anlamlandırmak gerekir.

Edip Cansever; “Bulmanın dili aramaktır” diyorsa, Sami, bulmanın dili aramak için yollara düşer. Çektiği her fotoğraf, bir tarihi, coğrafyayı ve insanlarını açıklamak kadar kendini de açıklamaktır. Hiç kimsenin kendini açıklamadığı, kendiyle ve tarihiyle yüzleşmediği dünyada Sami, çektiği fotoğraflarla kendini ve düşlerini de açıklar bize…

Meksika, Guatemalave Küba’yı en gizli köşelerine kadar, siyaseten de dolaşan fotoğraf sanatçısı Sami Kızıltan’ın özgün fotoğrafları bir Latin Amerika imgesini yeniden kurmamıza yardımcı olmakla kalmıyor, Latin Amerika halklarının tarihsel ve güncel düşmanı ABD Emperyalizmini de yeniden bilinçaltımızdan bilinçüstümüze de çıkarıyor. Dahası, Can Yücel’in, “Nasıl da kuşatıyoruz Emperyalizm akrebini! Ve etrafında, ÇA-ÇA- ÇA değil, yeni bir ateş dansı başlıyor: ÇE-ÇE-ÇE” diye” cümlesindeki gibi, her fotoğraf, emperyalizme karşı dans edercesine savaşan asi ve aksi yerli halklarla yeniden tanıştırıyor bizleri…

Her fotoğraf kulağımıza eğilip, dünyadan, ülkesinden ve insandan umutlarını kesmeyenlere, “İnsansız anı yoktur. Var mıdır?” demekle kalmıyor, fotoğrafların içindeki gerçek, somut insanlar, bildiğimiz ve bilmediğimiz hikâyeleriyle birlikte yolumuzu kesiyor…
Masalları uyutup sokağa kaçan yerli çocuklara bakıp, “Ne güzel bir duruşun var senin/ Doğayı kımıldatmadan” diye mırıldanmak geçiyor içimizden... Maskeli savaşçılara ve onlardan taklit alıp maske takan çocuklara bakıp, “O kadar ilginçtir ki yüzü, ayakları bilmem var mıdır” demek geliyor içimizden…

(alıntıdır.bkn:cumhuriyet gazatesi 06.07.08 pazar eki)

Şair Cemal Süreya, “Kılıç kalkan gürz ve at/ Tâ çocukluğumdan beri/ Ne bulumsa okudum/ Sonunda anladım ki/ Bir kitapta resim şart” diyorsa, bu dünyada fotoğraf şart diyoruz… Dünya halklarının kardeşliği ve dayanışması için bu dünyaya bu fotoğraflar şart…

gokCHEm   07 Temmuz 2008 15:08  

"Kenarında değil, tam orta yerinde katılmalıyız yaşama. Biz, dünyaya vakit tüketmek için gelmedik; birilerinin tayin ettiği koordinatlar içinde az yaşayıp, az tüketen; düşünceye fırsatı olmayan bir nesne durumuna sokulmak, bizlerin 'kader'i değildir. İnsani özelliklerimize dahi kelepçe vurulmak istendiği, en doğal hak ve özgürlüklerin bizlere yakışık görülmediği bir dünya, bizim dünyamız değildir. Kaderini eline almak, ablukayı dağıtmak, derin soluklarla bol oksijenli bir yaşamı kendine hak olarak görüp, onun kavgasını vermek... Evet, bize yakışan, bizi insan yanımızla barışık kılacak olan böyle bir yaşamdır. Öyle bir katılmalıyız ki yaşama, ölümü bile öldürebilmeliyiz. Bilinmelidir ki, bunun yolu, kanaatkârlığın tam tersini gösteren istikametten geçer. Kendine, en temiz pınarların berrak suyunu yakışık görenler; yaşamı, tüm hücreleriyle karşıladıkları gibi, onun için en amansız dövüşlere girmekten de geri durmazlar. Haramilerin hüküm sürdüğü bir dünyada, hiçbir şey kolay kazanılmıyor. 'Dünyayı güzellik kurtaracak' diyorsak; bize de güzelliği, ateş çemberini yararak söküp almak düşer."

mavialbatros   07 Temmuz 2008 14:24  

elefteriam arkadasin yazdigi siirin cahit akcam tarafindan seslendirilen videosunu yaptim umarim begenirsiniz www.video.google.de/videoplay?docid=930742200054564661&hl=de

MahirCayan   27 Haziran 2008 16:26  

Alnı yukarda
Kırmızı boyun atkısı Rüzgarda yürüyor Yürüyor
Adım adım Yürüyor
Ağır ağır yürüyor
Rüzgar deniz gibi köpürüyor Esiyor deniz rüzgar gibi
Akıyor iki yandan Işıklar düşen yıldızlar gibi
Sesler geliyor derinden
Kalbin uzak sahillerinden
Nereye gidiyorsun yavrum benim, nereye? Dön sevgilim
Dön kardeşim
Dön evimin erkeği, dön geriye
Yürüyor o
Islıkla kızgın bir ölüm marşı çalarak Yürüyor
Gövdesi bir gemi gibi yükselerek, alçalarak yürüyor
Adım adım Yürüyor
Ağır ağır yürüyor
Kim bilir
Belki bir daha sokamayacak parmaklarını
Dizi dibinde dikiş diken kardeşinin sarı saçlarına
Ve, belki bir daha altında yatıp
Güneşe giden yeşil bir yola bakar gibi Bakamayacak gürgen ağaçlarına
Yürüyor o
Yürüyor açık geniş adımlarla arşınlıyor yolları Ağır iki balyoz gibi sallanıyor kolları
kıllı göğsü bir kalkan gibi kabarık
işitmiyor artık
Hep aynı tahta masanın başında akşamlayan Hasta topal dostların
Kalbe karanfil ruhu gibi damlayan sözlerini
Çıplak iki bıçak gibi çekmiş Yüzünde gözlerini
Yürüyor düşmana doğru Yürüyor adım adım
Yürüyor ağır ağır yürüyor

Yürüyoruz yolumuzda önderlerimiz
ULAŞ' larımız, MAHİR'lerimiz, CEVAHİR'lerimiz.
sizler
Özgürlüğün doyumsuz tohumları gibi Düştünüz toprağa,
Bire bin verdi başaklarınız
Kaldırın yattığınız yerden başınızı Kaldırın, bakın,
Bıraktığınız yerden yürüyor yoldaşlarınız

Sen dalga dalga
Sen köpük köpük
Sen azgın Karadeniz gibi korkusuz DENİZ' im Kara yağızım, delikanlım

Sen yeleleri alevden ARSLAN' ım Faşizmin kurşunlarını
Çürümüş dişi söker gibi
Midesinden söken yiğidim

Sen HÜSEYİN' im, Sivaslım
İnanmış kavga neferim benim

Sen militanım
Yavruma ismini verdiğim ULAŞ' ım
Simgesi kurtuluşumun arslan gardaşım Hiç yılmadın oligarşinin zindanlarında
Kalbin dışarda attı durmadan biliyorum
Ve çıkınca oradan dışarı kaptın mavzerini, Düşene kadar, hiç bırakmadan
Sen
Kavganın, kavgamızın en şanlı bayrağı Onur simgemiz CEVAHİR' imiz
İki dostun vardı hayatta Halkın ve mavzerin
Kurtarmak için halkını
Bu kula kul yaşamdan Getirmek için kızıl aydınlığı
Bir dakika bile terketmedin onları Ne mavzerini ne halklarını
Sen kalbimizin ölümsüz CEVAHİR'i
Sizler, çorak Nurhakların
Yaprak dökmeyen selvileri Makinelilerin namlularına
Göğüslerini açarak yürüyen neferlerimiz
SİNAN' ımız, KADİR' imiz, ALPARSLAN' ımız
Ne güzeldir dağların doruklarında Halkımızın yanında,
Onların yaşadığı yerde ölmek

Koçlarım, kalbimden kokusu çıkmayan gülüm
Bize de gelsin korkmadan, çekinmeden
Eğer bu kadar şerefli gelecekse ölüm
Siz ON'larımız
Kızılderenin kan çiçekleri
Beyaz bir tek gül açmadı Niksar'da düştüğünüzden beri
Pek yeşil değildi kuşatıldığınız köy Ama yemyeşil olmuştu
Asker elbisesinden, tanktan, askeri araçtan
Yeşildir ya hani hepsinin rengi bu saydıklarımın
Ama hiçbir insan
Bir ağacın yeşilinden aldığı zevki Alamaz onlardan
Tek tek sayacağım isminizi usanmadan
Ve hiçbir işten onur duymayacağım
Sizin isimleriniz kadar duyduğum onurdan
HUDAİ ARIKAN, ÖMER AYNA, ClHAN ALPTEKİN, SAFFET ALP, AHMET ATASOY, SİNAN KAZIM ÖZÜDOĞRU, NİHAT YILMAZ, SABAHATTİN KURT, ERTAN SARUHAN, MAHİR ÇAYAN.
Kan çiçekleri Kızılderenin, önderlerimiz
Kuşatılmıştınız, mahsurdunuz Ama yine de tir tir titriyordu
Karşınızda sırmalılarımız
Ölümün en güzelini gösterdiniz bize En yücesini, en şereflisini
Korkmadan, yılmamacasına, yani dövüşe dövüşe
En güzeli ölümlerin, vuruşa vuruşa
Sen kasketlim
Tunceli dağlarına kazıdılar ismini
İşkence masalarının en korktuğu adam KAYPAKKAYA 'm
Ezbere biliyor herkes seni
Düştüğün zaman işkence tezgahlarına Sır vermemek için düşmana
Hiç umursamadığın kopmuş parmakların Hiç çıkmadı aklımızdan
Canını veren sır vermeyen yoldaşım KAYPAKKAYA 'm

Sen yirmi bir yaşındaki büyük adam NİZAM
Başına ne zaman yıkılacağını bilmediği Bir göz gecekondusunda
Ağıtlar yaktı ardından Gültepe halkı Nasıl sevmişlerdi seni
Nasıl da kendilerinden bellemişlerdi
Nasıl kaçmıştı boyunları köpek kolyeli faşistler
Kavgan burada durmayacak Silahın yerde kalmayacak
Sen ÇAYAN' ım
Yolunda yürüdüğüm önderim
Her dediğini bir bir bebeme bellettiğim
Büyük büyük yazmıştı gazeteler Yakalandığın günü
Biz kulağımız radyoda Kaçacağın,
O zindanı deleceğin günü sabırsızlıkla bekledik
Sen nasıl CEVAHİR ' i kalbine gömerek gittiysen adaya
Biz de seninle varabilmek için oraya Can attık, can verdik
MAHİR 'im
Senden öğrendik mavzer tutmasını Türkü söylemesini
TEK YOL DEVRİM diye haykırmasını
Senden öğrendik her şeyin en güzelini, en iyisini
Dönmeyeceğiz yolundan bir tek saniye olsun
Durmayacağız,duraklamayacağız, durduramayacaklar
Hiç bir şeyle kesemeyecekler önümüzü
Öleceğiz, dirileceğiz, yeniden öleceğiz .
Ama başaracağız
Ve bu ülkenin en güzel yerine Senin ismini
Altın harflerle yazacağız .

KUTULUŞA KADAR SAVAŞ !!

elefteriam   30 Mayıs 2008 09:55  

TEK YOL DEVRİM!!!

hasat hasat   19 Nisan 2008 13:02  

Ne unuturuz
Ne affederiz...

de seguida   10 Mart 2008 23:04  

unuttum adlarını neydi...

don durito   08 Mart 2008 00:31  



marcossalive   23 Şubat 2008 16:27  

sevdatremisu   23 Şubat 2008 16:52  

revolutionarypath fikirlerin güzel..

efendisizler   07 Ocak 2008 00:22  

Devrimci Yol, halkin kendiliginden ve dogrudan eyleminin adi idi.Devrimciler sadece varolan hareketi dinamize edip silahsorlugunu yaptilar.Devrimci Yol'u halkin duzene olan ofkesi yaratti bir avuc bilincli devrimci degil.Bu nedenle Devrimci Yol aslinda Anarsizmin bu topraklardaki adidir.

revolutionarypath   04 Ocak 2008 07:26  

31.12.1979 günü katledildi!

arzuhal   31 Aralık 2007 15:26  

sıkılmış bir yumruk gibimiyiz bakalım bugün

matselefon   18 Aralık 2007 11:46  

recep'i, o güzel ve yiğit adamı unutmayalım, olur mu? recep demir. 89'da önce vuruldu, sonra yaralı olarak işkenceye alındı.

unutmamalı.

aar abi   22 Kasım 2007 21:40  

"Herşeye rağmen devrimcilik ateş ve ruh demektir. Devrimcilik tüm olumsuzluklara, çöküntüye, yenilgiye rağmen yine meydanlarda olmaktır. Devrimcilik toplumsal yaşamı dönüştürmeyi, değiştirmeyi, geliştirmeyi, içinde sorumluluk duyarak yürütme olayıdır. Devrimcilik yaşamı güzelleştirmeyi, özgürleştirmeyi, sınıfsız topluma ulaşmayı amaçlamaktadır.
Devrimcilik biter mi? Eğer yaşam biterse, devrimcilik biter. Yaşam sürüyor, devrimcilik de sürecek. Devrimcilik her dönemde her koşulda kendini yenileyerek, yaşamı kavrayarak her zaman daha coşkulu varolacaktır. Devrimcilik bir anlamda, toplumu ve yaşamı daha olumluya, ileriye, en gelişmişe taşımaktır. Bizler de bu sorumluluğu, bu heyecanı içimizde sürekli canlı tutmalıyız."

Mahmut Memduh Uyan (Tartışma Süreci Yazıları 2)

de seguida   14 Kasım 2007 20:24  

sen Çayan'ım...
yolunda yürüdüğüm önderim

born of a broken man   05 Kasım 2007 19:34  

born of a broken man   05 Kasım 2007 19:37  

born of a broken man   05 Kasım 2007 19:48  

marcossalive   10 Kasım 2007 15:18  

zapata s blood   31 Aralık 2007 13:56  

Bize Devrimci Yolculuk Yakışır
BİZE DEVRİMCİ YOLCULUK YAKIŞIR

Geçtiğimiz günlerde Küba'nın Bolivya'ya bağışladığı hastanelerde çalışan yüzlerce Kübalı doktorun, çatışmada yaralanıp yakalandıktan sonra 9 Ekim günü CHE'ye onu öldürmek üzere ateş eden emekli astsubay Mario Teran'ı, yeniden görmesini sağlamak amacıyla ameliyat ettiklerine ilişkin haberler yayımlandı. Evet diğer bir ifadeyle CHE'yi öldüren astsubay, Kübalı doktorların eline düşmüş ve onlar da emekli astsubayı iyileştirmek için elinden geleni yapmış. İşte devrimcilik böyle bir kimliktir. Halka yönelik hiçbir kötülüğün kötülük sahiplerinin yanına kar kalmayacağı bilinç ve inancıyla hareket etmekle bağışlayıcılık aynı kimlikte bir arada bulunur. Hesap sorma bilinci intikamcı güdülerle değil, sınıf bilincinin toplam değerleriyle büyütülür. Bu nedenle devrimciler öfkelenir ama kin tutmaz. Sevgi yüklü olarak dövüşmek, sevgi için dövüşmek belki zordur, ama tüm kavgalardan daha anlamlıdır.

Hemen herkesin değersizlikten, hiçlikten bahsettiği, geleceksizlik ve çözümsüzlük halinin günübirlik hesapları öne çıkardığı dolayısıyla da devrimci zeminlerde dahi kapitalizmin ağırlığını hissettirdiği günümüz koşullarında, tek yolun devrim olduğunu bilenlerin dahi bu yolda ısrarlı olamadıkları görülüyor. Ruh ve beden yorgunluğuna iç acıtıcı türden teslimiyet örnekleri eklenince; eski yol arkadaşlarının dün itibar etmedikleri varlıklılık halini bugün bir üstünlük gibi kullandıklarına ve "bir yaraya merhem olmayı" dahi reddettiklerine tanık olunca, bugünün devrimcilikte ısrarlı özneleri bir çınar gibi dik durmak gerektiğini bildikleri halde zorlanabiliyor.

Bilinir ki devrimcilik aynı zamanda duygu işidir; ama duygusallık devrimciyi zayıf düşürür. Yaşanan sayı ve nitelik düşmesi giderek çıta düşmesine de sebep olur. Genele uymak (sıradanlaşmak) yaygınlaşır. Devrimciliğe yakışık düşecek nitelikler değil, bireysel çıkar çerçevesi etkili olmaya başlar. İnsanlar örgütlü olsa da örgütsüzmüş gibi davranır. Bu aynı zamanda sistemin zor kullanmadan kaleyi içten fethetme başarısıdır.

Sistemin sıradanlaştırdığı (hizaya soktuğu) insan, öğretildiği ve alıştırıldığı üzere sevgisizdir; hırsı aklını gemleyecek denli öndedir; bencildir; bu nedenle ilişkileri de uğraşı da çıkar değişmesine bağlı olarak hızla değişebilir; hafızasızdır; dün değer verdiğini bugün kolaylıkla tekmeler; "ya ben ya hiç" diye düşünüp yapıcılıktan yıkıcılığa geçiş yapmaya eğilimlidir. Bugünün devrimcisi eğer kalıcı ve istikrarlı bir duruş açısından kendini otokontrol altında tutmak veya bir çeşit iç sınav yapmak istiyorsa, öncelikle bu saydığımız nitelikler açısından kendini mercek altına almalıdır. Aksi takdirde ne bütün halinde devrimcilerin ne de görüş mesafemizdeki tek tek devrimcilerin yaşamakta oldukları geri düşüş anlaşılamaz; çözüm üretilemez.

Evet bugün belki emperyalizm, sahip olduğu konjonktürel üstünlükleri başarılı şekilde değerlendirip sonuç alabiliyor. Toplumsal dinamiklere temel oluşturan çelişmeler yumuşatılarak veya örtülerek algılara müdahale edilebiliyor. Ama tüm bunlara rağmen kim kapitalistle işçinin, ağayla köylünün, sömürgeciyle sömürgenin, kadınla erkeğin, ezen ulusla ezilen ulusun, azınlıkla ezen halindeki devletin; kısacası ezenle ezilen arasındaki çelişmenin çözüldüğünü, ortadan kalktığını söyleyebilir?

Eğer günde 2 dolardan az parayla geçinen 2,8 milyar insanın yani dünya nüfusunun %45'inin açlığını, önümüze atılan sus payı kırıntılar karşılığında yok sayıp tok insan oyunu oynamayacaksak; bugüne kadar öğrendiklerimizin toplamı olan doğruları öznel hesaplarla çalımlayıp kendimizi kandırmayacaksak; sevgi üzerine bina edilmiş, insanı insan yapan gerçek aşklar/ilişkiler yerine huzursuz, mutsuz ve aşksız yaşamayı, risk almaya değişmeyeceksek; "yaşamda azla yetinmek boyun eğmektir" diyerek başkaldırıyı insanlaşma koşulu göreceksek; bize, bugüne kadarki toplam teorik ve pratik referansların gösterdiği gibi devrimcilik yakışır; Devrimci Yolculuk yakışır.

Bizleri devrimcilik dışı bir yaşama/tercihe çekmek üzere elbirliği etmiş tüm ilişkilere, ayakbağı ve engellere rağmen devrimcilikte ısrar ettiğimizde; ayağı tökezleyen yoldaşlarımızın yerini hiçbir sızlanma belirtisi göstermeden ve yeterlilik tartışmasına girmeden doldurmaya aday olduğumuzda; tersi tüm söylemlere rağmen, devrimciliğin içerdiği potansiyel çözümleri açığa çıkarmış, güzelliğin dokuyucusu ellerde nöbet değişimine örnek teşkil etmiş oluruz. Çünkü Devrimci Yolculuk, hata çetelesi tutmak yerine gelişmelerden ders çıkarıp yola devam etmeyi gerektirir.

Bugün eğer bedel ödeme sırası kendine geldiğinde kaçak güreşmeyi veya sahayı terk etmeyi seçen örneklere daha sık rastlıyorsak; devrimcilik yerine küresel sermayenin ihtiyaçları dahilinde ehlileşmiş sol için çaba harcayanların sayısında günden güne bir artış gözleniyorsa; tüm solu toparlamak iddiasıyla 11 yıl önce kurulan partinin dünkü kurucu yoldaşları bugün şahsileşmiş hesaplar çerçevesinde kongreye adeta kılıç kuşanarak hazırlanıyorsa; bu, ekilenin biçildiğinin ve tasfiyeciliğin bir bumerang gibi gelip sahibini vurduğunun göstergesidir. Devrimci Yolculuk, 11 yıl önce nasıl o planlı tasfiye sürecine peşinen tavır koyarak tükenmenin mimarları arasında yer almamayı gerektirdiyse, bugün de tükenişin son perdesinin dışa vurduklarına aldırmadan dün-bugün diyalektiği içinde yola devam etmeyi gerektirir.

Evet yoldaşlar, zor bir süreçten geçiyoruz. Sebebi içsel veya dışsal olsun yaşadığımız her kayıp, bize yönelen yıpratıcı her hamle, omuzlarımızdaki yükleri çoğaltmaktadır. Ancak birer hareket emekçisi olarak bizlere zoru başarmak ve zebanilerin hevesini kursağında bırakmak yakışır.

Bulgaristanlı yoldaşlarımız, 1944 Eylülünde zafere ulaştıklarında, 1923 yılında almış oldukları yenilgiyi anımsayarak, "Eğer 1923 Eylül'ü olmasaydı ikinci Eylül 1944'ün Eylül'ü olamazdı. Tarihi olarak bu mümkün değildi." derler.

ESPERANTISTE   24 Ekim 2007 00:12  

Zulüm ejderha olsa da
Telli duvaklı yurdunda
Bir oğul büyütmelisin
Kavgada yiğit olmalı

Gün gelip yol kenarında
Kızıl gül açmış alnında
Bulursan yıkılmayasın
Göz yaşında hınç olmalı

Düşen birdir bilmelisin
Bin oğlun var sevmelisin
Yarın bizim yılmayasın
Yüreğinde güç olmalı

Yarin yanağından gayrı
Paylaşmak için her şeyi
Söylediğimiz türkülerde
Senin de sesin olmalı

cerevs   21 Ekim 2007 20:51  

İlyas kardeşimiz canımız bizim...

"Gece yarısını biraz geçtikten sonra gelmiş dizilmişler hücre önüne. Kasklıymış bütün askerler. Yüzleri bembeyazmış. İlyas'ı uyandırmış gardiyanlar. Giyinmesine izin vermemişler, Kollarından tutup sürüklemişler. Bölümden dışart çıkarken İlyas ayaklarını eşiğe dayamış ve 'Bunların hesabı sorulacak' diye bağırmış. Sonra Kapıaltı'nda içmiş çayını. Mektubunu yazmış kendine, devrimcilere yakışır biçimde gitmiş darağacına."
( ... ) - 7 Ekim 1984

de seguida   20 Ekim 2007 11:03  

ankara hıdırlıktepe...

bir mayıstan önceki gece...

ellerimizde meşaleler. yavaş yavaş tırmandık yokuşu.

lise tayfası yenidoğanın ordan çıktı tepeye. ara sokaklarda oturup marşlar mırıldandık bi süre.

samiyle gülümsedik birbirimize. biz en iyi üç arkadaş. hep beraber. o akşam ayrı görevlerimiz vardı.

falkonetti savurdu ilk sloganı. duvarın üstüne çıktı. ve başladı konuşmaya. "her yer bir mayıs alanı, her gün bir mayıs" dedi. "bir mayıs kutlanacak" dedi. sonra "alnını dağ ateşiyle..." diye bitirirken

samiyi vurdular.

canımı, sevgili kardeşimi, yoldaşımı.

18'indeydi.

yeşil yaprak nasıl kopar dalından zamansız?

18'indeydi.

sonra yıldırım beyazıt lisesi'nin adı sami bayraktar lisesi oldu. biliyor mu ki şimdiki çocuklar.

bilsinler! ah, bilsinler!

aar abi   17 Ekim 2007 01:55  

Gömdüğümüz kitaplar çiçeklenmiş
Örgütlemişler baharı
Karakolların önü
Lacivert yeşil sarı

Menekşeyle fesleğenler şifreli
Bildiri dağıtıyorlar
Bahçesinde polis şefinin
Balkonunda penceresinde

Unuttum adları adları neydi
İdris miydi ıtır mıydı lale mi
Karanfil mi Nuray mıydı Eren mi

Girmişler saksılara
Sarmışlar betonları adları karmaşık
Evreni yontuyorlar sırça parmağıyla
Kırlarda bayırlarda papatyalarda telaş

Gömdüğümüz kitaplar çiçeklenmiş
Örgütlemişler baharı..

sevdatremisu   01 Ekim 2007 16:26  

100 sonrasının cennet vaadi ile değil 100 öncesinin bizi buraya getirdiğinin bilncini taşımaktır devrimci yolculuk
bin kere yenildin olsun bir daha yenil daha iyi yenil diyebilmenin adıdır. işte bu yüzden umudun da adıdır devrimci yolcular

matselefon   28 Eylül 2007 13:39  

Sen Mahir'im
yolundan yürüdüğün önderim
dediklerini bir bir bebeme
bellettiğim
boy boy yazmıştı gazeteler
yakalandığın günü
sen nasıl Cevahir'i
kalbine gömerek
gittiysen adaya
biz de seninle
varabilmek için oraya
can attık,can verdik
Mahirim
senden öğrendik türkü
söylemesini
senden öğrendik mavzer
tutmasını
senden öğrendik tek yol devrim diye
haykırmasını
ölümlerin en yücesini
gösterdin bize
en iyisini ölümlerin
yani dövüşe dövüşe
en güzelini ölümlerin
yani vuruşa vuruşa
dönmeyeceğiz yolunuzdan
bir tek saniye olsun
durduramayacaklar,
duraklatamayacaklar
kurtuluşa kadar
savaşımızda bizi
öleceğiz,dirileceğiz
yeniden öleceğiz
fakat kazanacağız kavgayı
""ve bu ülkenin en güzel yerine
senin adını
altın harflerle yazacağız.""

Rollant   10 Ağustos 2007 18:35  
 

son cevherler

topluluğa son katılanlar

  1. hermetik
  2. dinamik tekli
  3. Philoxenus
  4. mahirkuzey
  5. Bakist
  6. Obispo Obispoyevski
  7. shadowgirl88
  8. zaman yolcusu
  9. trovasata
  10. Jude Quinn
  11. kirmiziruzgar
  12. kadinin  nicki yok
  13. sahinkaran
  14. Ariaris
  15. siyah gibi beyaz gibi
  16. maniachi

tümü »
rapor et bu topluluğun kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage